Son haftalar mutfakta tadilat, boya-badana, işte ise işleri yetiştirmeye çalışma telaşı içinde hızlı geçti. 10 gün kadar evden uzakta kaldık. Ama sonunda evdeyiz, mutluyuz. 34. haftanın bitişiyle artık geri sayıma başlamak istiyorum. Henüz doğuma hazır hissetmediğim için biraz işten uzakta kendimle vakit geçirmek istiyorum. Bu hafta işten ayrılmayı planlamıştım ama bitmeyen işlerden gelecek haftaya kaldı.
29. haftadan itibaren hamileliğimin seyrinde değişikliklikler oldu. Detay ultrason sırasında bebeğe giden sol kanalda bir sorun ("notch") tespit edilmişti. Bu nedenle, bebeğin beslenmesinin ve büyümesinin yakından takip edilmesi istenmişti. Can'a hamileliğimde de aynı teşhis vardı ve büyümesinde hiçbir sorunla karşılaşmamıştık. Ancak, bu kez 29. haftadan itibaren bebeğin büyümesinde yavaşlama ve olması gereken haftayla içinde bulunduğu hafta arasında 1,5-2 haftalık fark olduğu görüldü. Böylece, doktor daha sık kontrollerle -2 haftada bir- bebişkoyu takip etmek istedi. Tavsiyesi bol protein, karbonhidrat, kilo aldırıcı yiyecekler ve istirahat ile bebeğin kilo alımını hızlandırmak oldu. Senaryolar arasında farkın 3 haftaya çıkması durumunda bebeğin alınması ve dışarıda beslenmesinin sağlanması bulunuyor. Bu nedenle, son 1 ayda 4 kilo aldım. Kendimi hızlı kilo alımından balina gibi hissediyorum. Ama küçük hanım hala minimum düzeylerde büyüyebiliyor. 34. hafta akciğer gelişiminin tamamlanması önemli bir gelişme. 33. haftasında 1,770 gr olmuş. Bir sorun olmadan son haftalardaki hızla büyürse bile 2,5 kilo civarına ancak gelebilecek gibi gözüküyor. Bebeğin 2,5 kilonun altında olması durumunda doğum travması (bebeğin doğum sırasında zarar görmesi ihtimali) nedeniyle doğal doğum yapılması tavsiye edilmiyor.
İnsan herşeyin rutin gitmesini beklerken ve buna kendini hazırlarken haliyle canı sıkılıyor. Son haftalar bir yandan koşuşturmalar arasında bu duruma alışmaya çalışmakla geçiyor. Akşamları ayaklarım şişiyor ve otururken, yatarken bile rahat edemiyorum. Tuvalet sıklığım jet hızında. Kısaca, kendimi özellikle akşamları iliklerime kadar hamile hissediyorum. Akşamları Can'a vakit ayırmak isteyince, her ne kadar Kaan sürekli destek olsa da uyku saati ritüelleri, gece uyanmaları, evin toparlanması sonrası yorgun hissediyorum. Bu nedenle de işten planladığımdan erken ayrılmak istedim. Ama Cuma günü itibariyle henüz başarılı olamadım:)
Neyse iyi tarafından bakarsak işlerimi toparlıyorum, evde tadilat bitti ve eve döndük. Kaan yeni işine başladı, adapte oluyor. Birkaç haftaya bebeğin odası oturmuş olur. Daha da güzeli Can kardeşinden bahsediyor. Okuduğumuz kardeş konulu kitaplar sonrası eve bir bebek geleceğini idrak etmiş gibi gözüküyor. Okuduğu kitaptan etkilenmiş; Kardeşi Can'a tam olarak abi diyemeyeceği için "apii, apiii" diyecekmiş.
Hergün görmemize rağmen her sabah gözmüze daha da büyümüş geliyor. Mantıklı cevapları sonrası şaşkınlık içinde Kaanla bakışırken buluyoruz. Can, canımız. Şimdi en küçük canımızı bekliyoruz.
Ailemin kutu kutu hayatları var bu blogda. Keyif aldığımız yemek, gezi, kitap, annelik... hakkında herşeyden biraz.
15 Şubat 2013 Cuma
9 Ocak 2013 Çarşamba
2,5 yaşında neler bekler- Biberonu bırakma, uyku sorunları ve okul
Can Bey'in 2,5 yaş halleri ve gelişmelerini yazmaya devam ediyorum. Son dönemde blogu yazmaya vakit bulamayışım da daha çok bu konularla ilgilenmekten:
Biberonu bırakma ve uyku sorunları:
Can uzunca bir dönem gerçekten kendi başına uyuyabiliyordu. Sonra nasıl oldu da süt uyku saatine girmeye başladı tam hatırlayamıyorum. Açıkçası, yatakta sütle uyku bizi, biz evde olmadığımızda büyükanne ve dedelerin işini çok kolaylaştıran bir yöntem oldu. Tam anlamıyla emzik gibi kullanmasa da uykuya geçiş için bir araçtı.
Uzun süredir yatakta süt içmemesi konusunda adım atmak istesek de bakıcısının değişmesi sonrası gündüz uykusunda da süt içmeye başlaması veya bol süt tüketmesinin bize cazip gelmesi gibi nedenlerle geciktiriyorduk bu geçişi. Kardeşiyle ilgili görüştüğümüz psikolog, bebek gelmeden biberondan uzaklaşmasını tavsiye edince bir anda kararı aldık. Bir akşam biberonun ucunu biraz kestik ve eskidiği için yırtıldığını anlattık. 1-2 gün içinde biberonun ucunun artık yırtıldığını kabullendiği ve eski keyfi bulamadığı için biberonu aramadı. Kararımız çok hızlı olduysa da geçiş hızlı olamadı. Arkasından uyku saatinde zorlu günlerimiz başladı!
Her ne kadar biz kardeşin gelişiyle bırakmaya karar vermiş olsak da, öncesinde de neden biberonu bırakmalı konusunu değerlendiriyorduk. İnternette araştırdığınızda bu konuda zıt uç görüşler var. Kimisi çocuklarının 3-4 yaşına kadar biberonla uyuduğunu, bir sorun yaşamadıklarını anlatıyor. Bunun müdahale edilmemesi gereken bir ihtiyaç olduğunu savunanlar var. Ayrıca tıpkı bebeklikte emzikle olduğu gibi, anne-babalar için hayatı çok kolaylaştıran bir şey şüphesiz. Diğer avantajı ise biberonla çok daha fazla süt içme motivasyonu olduğu için gelişme çağında süte doyuyor olması. Biberonu bırakınca, normalde içtiği sütün yarısını bardakla tüketebilmesi için yarattığımız oyunların ve yarışmaların sınırı yok!
Diğer tarafta ise 1,5-2 yaş gibi biberonun mutlaka bırakılmasının gerektiğini savunan uzmanlar ve aileler var. Aslında kendi kendine uyumayı öğrenebilmesi için yatakta süte hiç başlanmaması savunuluyor. Ayrıca, dişlerini fırçalamadan sütle birlikte uyuduğu için dişleri çürümüş olan çocuklarından örnek veren pek çok anne-baba da var. Dişlerin biberonla bozulacağı iddiaları var.
Benim görüşüm çocuğun illa da biberondan kopmaması, ama uyku saatinde de içmemesi yönündeydi. Ama gelişmeler tamamen bırakmaya götürdü.
Biberonu bırakmamız sonucunda 8:30'da iyi geceler öpücüğünü ver, biberonu sana uzatsın ve uykuya dalsın rutinin yerini, oldukça heyecanlı yeni bir rutin aldı. Artık uykuya dalmasına yardımcı bir araç olmadığı gibi, yatak korkulukları da olmadığı için kuşlar kadar özgür evde dolaşabiliyor.
8:30'da yatağa yattıktan sonra yaklaşık 45 dakika süresince yatakta hareketsiz tutmaya ikna, bizim yatağımızda yatmamaya ikna, biraz masal, biraz sırt kaşıma derken bizim bile sonunda yatmak isteyeceğimiz yorucu bir süreç yaşanıyor. Eskiden olduğu gibi akşamları büyükanne ve dedelere emanet edip onların uyutmasını ummak da bu son dönemde hayal oldu. Dün yatağa yattıktan sonra 20 dakika sonra uyuduğunda mutluluktan ne yapacağımızı şaşırdık. Anne-baba olunca insan gerçekten küçük şeylerden mutlu olabiliyormuş...
Yaklaşık bir aydır, dişleri fırçaladıktan sonra evde koşuşturma başlıyor (sanki öncesinde yokmuş gibi) 8:30'da evin tüm ışıklarını kapatıp ailecek uykuya gidiyoruz. Kaan, Sarman Kedi hikayeleri çok tuttutuğu için Can'ı uyutmak üzere odasına geçiyor. Ama artık Sarman Kedi hikayeleri de kesmiyor.
Gece uyandığında da koşarak yatağımıza geliyor. Onu tekrar yatağına yatırmak gecenin 3'ünde ayrı bir enerji gerektiriyor. Son dönemlerde beni istemediği için babası ile bazen 1-2 saat boyunca neden kendi yatağında uyuması gerektiği konusunda uzun konuşmaları duyuluyor. Bazen ise sessizce Kaanla aramıza kıvrılmış uyurken buluyorum.
Okula dönüş:
Yazın Can haftada 2-3 gün oyun grubuna başlamış, 3 hafta boyunca arkasına bile bakmadan mutlu mesut oynamıştı. Sonra ağlama krizi ve tatilin araya girmesiyle bir türlü tekrar başlayamamıştı. Aslında biz cesaret edip de başlatamamıştık demek daha doğru olur. Sonunda en yakın arkadaşı dedesinin İstanbul'a dönüşüyle yaklaşık 3-4 hafta önce okula başladı.
Babamın arkadaşlarıyla konuşurken verdiği cevap, durumumuzu özetliyor:
"Torunla anaokuluna yazıldım, devam ediyorum."
Son haftalarda babamla gidip, gözü sürekli babamda olmak üzere defalarca yanına gelerek 2-3 saati anaokulunda geçiriyor. Yaşıtlarının olduğu sınıfta kalmak istemeyip diğer sınıflarda geziyor, arabalarla oynuyor, dedesine birşey söylemek için ziyaret ediyor. Yani okula henüz başladı demek için erken, ama en azından başladı.
Okuldan artık yeter denilene kadar da bu şekilde devam edecek gibi gözüküyor. Sürekli dedesine bağımlı olmasını istemediğimiz için okula gittiğinde birkaç gün bakıcısı veya anneannesi yanında kaldı. Okuldan da tavsiye edilen, okula gitme ve okulda kalma konusunda kararlı ve tutarlı olunması. En son derste 2-3 kişilik yaşıtı bir grup oluşturarak Can'ı oyuna dahil etmeleri, yaklaşık 45 dakika boyunca Can'ı oyalamış.
Yine kar nedeniyle İstanbul'da eğitim ve öğretime bir süreliğine ara verildi. Can'ın kısa eğitim hayatı için fazla uzun bir ara:)
Biberonu bırakma ve uyku sorunları:
Can uzunca bir dönem gerçekten kendi başına uyuyabiliyordu. Sonra nasıl oldu da süt uyku saatine girmeye başladı tam hatırlayamıyorum. Açıkçası, yatakta sütle uyku bizi, biz evde olmadığımızda büyükanne ve dedelerin işini çok kolaylaştıran bir yöntem oldu. Tam anlamıyla emzik gibi kullanmasa da uykuya geçiş için bir araçtı.
Uzun süredir yatakta süt içmemesi konusunda adım atmak istesek de bakıcısının değişmesi sonrası gündüz uykusunda da süt içmeye başlaması veya bol süt tüketmesinin bize cazip gelmesi gibi nedenlerle geciktiriyorduk bu geçişi. Kardeşiyle ilgili görüştüğümüz psikolog, bebek gelmeden biberondan uzaklaşmasını tavsiye edince bir anda kararı aldık. Bir akşam biberonun ucunu biraz kestik ve eskidiği için yırtıldığını anlattık. 1-2 gün içinde biberonun ucunun artık yırtıldığını kabullendiği ve eski keyfi bulamadığı için biberonu aramadı. Kararımız çok hızlı olduysa da geçiş hızlı olamadı. Arkasından uyku saatinde zorlu günlerimiz başladı!
Her ne kadar biz kardeşin gelişiyle bırakmaya karar vermiş olsak da, öncesinde de neden biberonu bırakmalı konusunu değerlendiriyorduk. İnternette araştırdığınızda bu konuda zıt uç görüşler var. Kimisi çocuklarının 3-4 yaşına kadar biberonla uyuduğunu, bir sorun yaşamadıklarını anlatıyor. Bunun müdahale edilmemesi gereken bir ihtiyaç olduğunu savunanlar var. Ayrıca tıpkı bebeklikte emzikle olduğu gibi, anne-babalar için hayatı çok kolaylaştıran bir şey şüphesiz. Diğer avantajı ise biberonla çok daha fazla süt içme motivasyonu olduğu için gelişme çağında süte doyuyor olması. Biberonu bırakınca, normalde içtiği sütün yarısını bardakla tüketebilmesi için yarattığımız oyunların ve yarışmaların sınırı yok!
Diğer tarafta ise 1,5-2 yaş gibi biberonun mutlaka bırakılmasının gerektiğini savunan uzmanlar ve aileler var. Aslında kendi kendine uyumayı öğrenebilmesi için yatakta süte hiç başlanmaması savunuluyor. Ayrıca, dişlerini fırçalamadan sütle birlikte uyuduğu için dişleri çürümüş olan çocuklarından örnek veren pek çok anne-baba da var. Dişlerin biberonla bozulacağı iddiaları var.
Benim görüşüm çocuğun illa da biberondan kopmaması, ama uyku saatinde de içmemesi yönündeydi. Ama gelişmeler tamamen bırakmaya götürdü.
Biberonu bırakmamız sonucunda 8:30'da iyi geceler öpücüğünü ver, biberonu sana uzatsın ve uykuya dalsın rutinin yerini, oldukça heyecanlı yeni bir rutin aldı. Artık uykuya dalmasına yardımcı bir araç olmadığı gibi, yatak korkulukları da olmadığı için kuşlar kadar özgür evde dolaşabiliyor.
8:30'da yatağa yattıktan sonra yaklaşık 45 dakika süresince yatakta hareketsiz tutmaya ikna, bizim yatağımızda yatmamaya ikna, biraz masal, biraz sırt kaşıma derken bizim bile sonunda yatmak isteyeceğimiz yorucu bir süreç yaşanıyor. Eskiden olduğu gibi akşamları büyükanne ve dedelere emanet edip onların uyutmasını ummak da bu son dönemde hayal oldu. Dün yatağa yattıktan sonra 20 dakika sonra uyuduğunda mutluluktan ne yapacağımızı şaşırdık. Anne-baba olunca insan gerçekten küçük şeylerden mutlu olabiliyormuş...
Yaklaşık bir aydır, dişleri fırçaladıktan sonra evde koşuşturma başlıyor (sanki öncesinde yokmuş gibi) 8:30'da evin tüm ışıklarını kapatıp ailecek uykuya gidiyoruz. Kaan, Sarman Kedi hikayeleri çok tuttutuğu için Can'ı uyutmak üzere odasına geçiyor. Ama artık Sarman Kedi hikayeleri de kesmiyor.
Gece uyandığında da koşarak yatağımıza geliyor. Onu tekrar yatağına yatırmak gecenin 3'ünde ayrı bir enerji gerektiriyor. Son dönemlerde beni istemediği için babası ile bazen 1-2 saat boyunca neden kendi yatağında uyuması gerektiği konusunda uzun konuşmaları duyuluyor. Bazen ise sessizce Kaanla aramıza kıvrılmış uyurken buluyorum.
Okula dönüş:
Yazın Can haftada 2-3 gün oyun grubuna başlamış, 3 hafta boyunca arkasına bile bakmadan mutlu mesut oynamıştı. Sonra ağlama krizi ve tatilin araya girmesiyle bir türlü tekrar başlayamamıştı. Aslında biz cesaret edip de başlatamamıştık demek daha doğru olur. Sonunda en yakın arkadaşı dedesinin İstanbul'a dönüşüyle yaklaşık 3-4 hafta önce okula başladı.
Babamın arkadaşlarıyla konuşurken verdiği cevap, durumumuzu özetliyor:
"Torunla anaokuluna yazıldım, devam ediyorum."
Son haftalarda babamla gidip, gözü sürekli babamda olmak üzere defalarca yanına gelerek 2-3 saati anaokulunda geçiriyor. Yaşıtlarının olduğu sınıfta kalmak istemeyip diğer sınıflarda geziyor, arabalarla oynuyor, dedesine birşey söylemek için ziyaret ediyor. Yani okula henüz başladı demek için erken, ama en azından başladı.
Okuldan artık yeter denilene kadar da bu şekilde devam edecek gibi gözüküyor. Sürekli dedesine bağımlı olmasını istemediğimiz için okula gittiğinde birkaç gün bakıcısı veya anneannesi yanında kaldı. Okuldan da tavsiye edilen, okula gitme ve okulda kalma konusunda kararlı ve tutarlı olunması. En son derste 2-3 kişilik yaşıtı bir grup oluşturarak Can'ı oyuna dahil etmeleri, yaklaşık 45 dakika boyunca Can'ı oyalamış.
Yine kar nedeniyle İstanbul'da eğitim ve öğretime bir süreliğine ara verildi. Can'ın kısa eğitim hayatı için fazla uzun bir ara:)
Değişken ruh hali ve Ağlamak güzeldir
Can'ın son dönem gözle görülen değişikliklerinden biri de değişken ruh hali. Son ayımız biraz manik depresif diyebilirim. Mutlulukla uyanıp 2 dakika sonra dudak dışarıda omuz silkmeye başlayabiliyor. Akşam anneye aşkla uyuyup sabah nefretle uyanabiliyor veya tam tersi baba için geçerli. Bir anda seni istemiyorumlar, dedem gelsin veya Fatoş gelsin diyor. Sonra ardından Fatoş seni sevmiyorum diye bakıcısını itiyor. Tam deli işi:) Bazen de nedensiz huysuzluklar ve olmayacak konulardan ağlama krizleri başlayabiliyor. Bu huysuzluğun ve değişikliğin bir kısmı şüphesiz hastalık halinin verdiği keyifsizlik. Diğer nedeni ise, pek anlamlandıramadığı kardeşin olacak haberine verilen bir tepki belki de.
Biz fazla tepki göstermeden, yargılamamaya çalışarak anlamaya çalışıyoruz. Bazen empati kurmakta zorlandığımı ve sabırsız davrandığımı farkediyorum. Aslında ona karşı gösterdiğimiz her tepki, cümle, hareket ve sabırsızlığın kısa süre sonra çocuğumuzun tepkisi haline geleceğini kimi zaman unutuyoruz.
Dönem dönem Ntv sunucusu Esra Sert'in yazılarını takip etmeyi seviyorum. Sanıyorum kızı Can'dan yaklaşık 6 ay kadar ileride bir dönemde. İfadeleriyle, hissettikleriyle, muhtemelen yetiştirildiği tarz ve yetiştirmek istediği tarzla günümüz acemi annesini çok iyi yansıtıyor. Canla yaşadıklarımızı ve kendimi görüyorum yazılarında.
Ağlamak güzeldir yazısında da çocukların ağlama krizlerinin stresi boşaltma yöntemi olduğunu açıklamış ve nedenleri ile yapılması gerekenleri Amerikalı yazar/psikolog Aletha Solter'in görüşleriyle aktarmış:
Ağlamak Güzeldir
http://www.ntvmsnbc.com/id/25383120/
Biz fazla tepki göstermeden, yargılamamaya çalışarak anlamaya çalışıyoruz. Bazen empati kurmakta zorlandığımı ve sabırsız davrandığımı farkediyorum. Aslında ona karşı gösterdiğimiz her tepki, cümle, hareket ve sabırsızlığın kısa süre sonra çocuğumuzun tepkisi haline geleceğini kimi zaman unutuyoruz.
Dönem dönem Ntv sunucusu Esra Sert'in yazılarını takip etmeyi seviyorum. Sanıyorum kızı Can'dan yaklaşık 6 ay kadar ileride bir dönemde. İfadeleriyle, hissettikleriyle, muhtemelen yetiştirildiği tarz ve yetiştirmek istediği tarzla günümüz acemi annesini çok iyi yansıtıyor. Canla yaşadıklarımızı ve kendimi görüyorum yazılarında.
Ağlamak güzeldir yazısında da çocukların ağlama krizlerinin stresi boşaltma yöntemi olduğunu açıklamış ve nedenleri ile yapılması gerekenleri Amerikalı yazar/psikolog Aletha Solter'in görüşleriyle aktarmış:
Ağlamak Güzeldir
http://www.ntvmsnbc.com/id/25383120/
7 Ocak 2013 Pazartesi
Lady Bam bam
Bugün İstanbul'da kar yağıyor. İstanbul'da tüm kış kar yağan 2-3 günden birindeyiz ve manzaranın tadını çıkarıyorum. Aylar önce kar lastiğimin takılmış olması gerekirken 2 gün önce takılmadığını -şans eseri- öğrendiğim için Kaan'ın şöförlük yapmasıyla daha da keyifli bir gün geçiriyorum.
Küçük kızımız 29. hafta içinde ve büyümeye devam ediyor. Ona Bambam diyorum çünkü genelde içimde hissettiğim, duyduğum ses bu. Sabah uyandığımda, bilgisayar karşısında çalışırken, yemek yerken, toplantıda, akşam TV karşısında, gece yattığımda sanki karnımda rahat etmek için taklalar atıyor. Umarım gelmek için sabırsızlanmıyordur. Çünkü daha yapacak çook iş var!
Evde neyi nereye yerleştirmeliyiz, ne almalıyız konularını konuşmaya başladık. Haftasonu ilk kez küçük hanım için minik tulumlar, bluzler aldım. Pembe almasam derken, mağazadan pembeler ve beyazlar arasında çıktım. Bu arada oğlan annesi olarak gözüm bir taraftan mavilerde, grilerdeydi.
Ocak ayının ilk haftası da geçti. İşten ayrılmama yaklaşık 8 hafta kaldı. Şubat'ta tüm raporlarımın sonuçlanması gerekiyor. Bir yanda evde mutfak tadilatı, boya-badana, bebeğin odası derken çok yoğun günler bizi bekliyor.
Psikologun Can'ın dil gelişimini 2,5 yaşına göre ileride bulması ve karnım çok büyümeden paylaşmamızı önermesi nedeniyle kardeş haberini yaklaşık 3 hafta önce verdik. Her ne kadar kardeş temalı kitaplarla ve örneklerle pekiştirmeye çalışsak da somutlaştırmakta güçlük çektiği bir gerçek. Bu nedenle en çok Lady Bambam doğduktan sonra Can'ın tepkisini merak ediyoruz.
Küçük kızımız 29. hafta içinde ve büyümeye devam ediyor. Ona Bambam diyorum çünkü genelde içimde hissettiğim, duyduğum ses bu. Sabah uyandığımda, bilgisayar karşısında çalışırken, yemek yerken, toplantıda, akşam TV karşısında, gece yattığımda sanki karnımda rahat etmek için taklalar atıyor. Umarım gelmek için sabırsızlanmıyordur. Çünkü daha yapacak çook iş var!
Evde neyi nereye yerleştirmeliyiz, ne almalıyız konularını konuşmaya başladık. Haftasonu ilk kez küçük hanım için minik tulumlar, bluzler aldım. Pembe almasam derken, mağazadan pembeler ve beyazlar arasında çıktım. Bu arada oğlan annesi olarak gözüm bir taraftan mavilerde, grilerdeydi.
Ocak ayının ilk haftası da geçti. İşten ayrılmama yaklaşık 8 hafta kaldı. Şubat'ta tüm raporlarımın sonuçlanması gerekiyor. Bir yanda evde mutfak tadilatı, boya-badana, bebeğin odası derken çok yoğun günler bizi bekliyor.
Psikologun Can'ın dil gelişimini 2,5 yaşına göre ileride bulması ve karnım çok büyümeden paylaşmamızı önermesi nedeniyle kardeş haberini yaklaşık 3 hafta önce verdik. Her ne kadar kardeş temalı kitaplarla ve örneklerle pekiştirmeye çalışsak da somutlaştırmakta güçlük çektiği bir gerçek. Bu nedenle en çok Lady Bambam doğduktan sonra Can'ın tepkisini merak ediyoruz.
28 Aralık 2012 Cuma
2,5 yaşında neler neler?
2-2,5 yaş arasında dönüm noktası gelişmeleri arka arkaya yaşadık. Yazmaya başladığım notları ben toparlayana kadar minik Can 2,5 yaşını geçti bile. Yazmayı daha fazla geciktirmeden işte bizim hanede yaşananlar:
Tuvalet eğitimi:
Yazın tuvalet eğitiminin daha kolay olduğu söylenir. Hem yazın altı açık geçmesinin daha rahat olması, hem de sıcakta bezin çocukları rahatsız etmeye başlayacağı varsayılıyor. Bu nedenle 2 yaşı doldurduktan sonra bizim de umudumuz yazlık günlerinde tuvalet eğitiminin rahat bir geçişle tamamlanacağı yönündeydi. Daha önce 18 aylıkken tuvalete koşmaya başlamışken, bir anda klozetle bir soğukluk girmişti aralarında. Görüştüğümüz uzman yaş olarak henüz çok erken olduğunu muhtemelen 2-2,5 yaş civarında tuvalet eğitiminin daha sağlıklı olduğundan bahsetmişti. Bizim minik adam, alınan renkli lazımlıklara veya adaptörlere karşın yazlıkta lazımlığa oturmak istemedi.
Zorlamak veya bu olayı çok övmemek gerektiğini bildiğimiz için üzerine düşmedik.
Eylül ayında, (yani 2 yaş 4 ay) daha çok annemin tutarlı çabasıyla önce bezi çıkarıp gündüzleri külota geçtik. Gün içinde çok fazla kaza yaşamakla beraber neredeyse bir hafta içinde ihtiyacı olduğunda lazımlığa koşmaya başladı. Kendi başına pantalonunu ve külodunu indirmeyi öğrettik ve yalnız başına başarıyor olmak sanki onu daha çok motive etti.
Haftaiçi evde oldukça başarılı bir geçiş yaşamakla beraber ilk haftalar haftasonu ve akşamları beze devam ettik. Ancak, geceleri kimi zaman bezin boş olduğunu farkettiğimiz için ve haftasonları sürekli dışarda olmakla beraber tutarlılığı sağlamak gerektiğini düşündüğümüz için birkaç hafta sonra tamamen bezi bir kenara bıraktık. Dışarı çıkarken yanımıza bol bol yedek külod ve pantalon aldık:) Neyse ki çok nadir gerekti.
Yatak rutinine gece dişleri fırçalamadan önce tuvalete girmeyi de ekledik. Buna ikna edemediğimiz zamanlarda mutlaka kaza yaşadık. Ama itiraf etmeliyim ki bu kadar hızlı bir geçiş beklemiyordum.
Tracy Hogg daha erken dönemde tuvalet eğitimini öneriyor. Sıvı tüketimini belli zamanlarla kısıtlamak, yemek sonrası veya sıvı tüketiminden yaklaşık 20 dakika sonrasında klozete oturtmak gibi önerileri var. Bunlar da denenebilir. Sonuçta bizim neslin çoğunda tuvalet eğitiminin 1-1,5 yaşında bile tamamlandığından bahsediliyor. Yeni trend ise koşullamaktan ziyade, 2-2,5 yaşına kadar beklemek ve çok zorlamadan yönlendirmek.
Böylece, hayatımıza günde yüz kez sorduğumuz şu soru eklendi: "Çiş var mı, tuvalete gidelim mi?..." Oyuna daldığı için kimi zaman hatırlatmak gerekiyor. Yine de evin hamilesi olarak, tuvaleti benim daha çok ziyaret ettiğim bir gerçek.
Yatak korkuluklarına veda:
Yine 2,5 yaşına doğru birkaç gece üst üste Can'ın yatak korkuluğunun yukarıya kaldırılmasına şiddetle tepki gösterdiğini farkettik. Muhtemelen kendini bir anda kilitleniyormuş gibi hissetmeye başladı ve uyumak yerine hemen ayağa kalkıp, beni çıkarın burdan, neden kapatıyorsunuz gibi insanın içini parçalayıcı cümleler sarfetmeye başladı.
Korkulukları indirince rahatlayıp uykusuna geri döndü. Tam bu sıralarda tuvalet eğitimini tamamladığımız için biz de sabahları ihtiyaç duyduğunda tuvalete gidebilsin istiyorduk. Böylece yatak korkuluklarını kaldırmayı bıraktık. Sadece uykuya daldıktan sonra hafifçe düşmeyeceği şekilde korkuluğu yükseltip bırakmaya başladık. Çünkü hala uykusunda taklalar atmaya devam ediyor.
Bu aşamayla birlikte sürekli yatağından kalkan, uyku saatinde tekrar tekrar yatırmak gereken bir minnomuz oldu. Uyku rutinine bir de yatmaya ikna sürecini ekledik. Geceleri kalkıp istediğinde yatağımıza kıvrılmaya çalışmaları da cabası.
Neden, neden, neden...:
Bir gün ansızın neden soruları başladı. Örneğin şöyle konuşmalarımız sıklıkla yaşanıyor:
- Neden baba kornaya bastı?
- Çünkü gelen arabayı uyarmak istedi.
- Nedeen uyarmak istedi?
- Çünkü hızlı geliyordu, kaza olabilirdi.
- Neden kaza olabilirdi?
- Çünkü...
- Nedeeen?
- Ne neden Can?
- Ne neden?
Taklitçi:
Artık her cümleyi yerli yerinde kullanıyor. Can'dan bir şey duyduğumuzda birimizin ağzından dökülmüş olduğu şüphesiz bir cümle veya bir tepkiyle karşılaşıyoruz. Son zamanlarda ağzından dökülen "süper yaa!" kimden miras bilemiyoruz.
En çok kullandığı cümleler ise istersenle başlayanlar:
"İstersen bir deniyim... istersen sen de gel... istersen yatağınıza gelmeyi bi deniyim:)..."
Can'a öğüt: "İstersen bunu paylaşalım"
Can: "İstersen paylaşmayalım..."
Olmayan "r":
Hani küçük çocukları taklit ederken r'ler yumuşatılarak konuşulur. Can, konuşmaya başladı dediğimiz anda "r"lerin yok olduğunu farkettik.
İstiom yerini istiyoyum'a bıraktı.
Geliyoyuuuum!
Basamaklar:
Herşeyi kendi kendine yapmaya başlamasıyla büyüklere tasarlanmış dünyamızı, 2,5 yaşına uyarlamaya çalışırken basamaklar imdadımıza yetişiyor. Ikea'nın boy boy basamaklarından banyoda adım atacak yer kalmadı. Bir tane lavaboya yetişmek için, diğeri klozete yetişmek için. Küçük sandalyesi odada elektriği defalarca açıp kapatması ve uyumaması için. Bizi en zorlayan basamak bu; dolayısıyla uyku saatine doğru bir anda ortadan kayboluveriyor. (magic!)
Mutfaktaki sandalyeler sürekli tezgahın yanına çekiliyor. Kimi zaman yumurta çırpmak, bulaşık yıkamak veya baharatları karıştırmak için.
30 Kasım 2012 Cuma
Bu haftasonu ne yapsak
İstanbul'da geçtiğimiz bahardan itibaren gezdiğimiz ve çok keyifli olduğunu düşündüğümüz birkaç yeri paylaşmak istiyorum. Can biraz daha büyünce tekrar gitmek için not aldık:
1) Rahmi Koç Müzesi: Can mı daha çok beğendi, ben mi bilemiyorum. Ama trenler, uçaklar, vapur, klasik otomobiller, yelkenliler arasında gezmenin o zaman 2 yaşında olan Can'dan 33 yaşında bana kadar herkesi etkileyebileceğini düşünüyorum. Sergi alanlarının büyük kısmı dışarıda olduğu için soğuk havada veya yağmurlu havada gezmek pek keyifli olmayacaktır.
2) Gökmen's Ranch Binicilik Tesisleri: Arkadaşlarımızın kahvaltı daveti için gittiğimiz çiftlikte 3 yaşından üyük çocuklar ata binebiliyorlar veya binicilik dersi alabiliyorlar. Atların yanısıra çeşitli hayvanların bulunduğu kocaman bir çiftlik. Can, onca tavuk, tavşan, keçi, inek, at arasında daha ziyade traktörlerle ilgilendi.
http://www.gocmenranch.com/
3) Faruk Yalçın Hayvanat Bahçesi (Darıca) : Gerçekten düşük beklentiyle gitmiştim. Oysa gerçekten güzel bir hayvanat bahçesiymiş. Can için biraz erken miydi, yoksa o gün konsantrasyon güçlüğü mü çekiyordu bilemiyoruz. Ama bizim gezimiz hayvanat bahçesi yollarında Can önde biz arkada koşarak geçti. Sadece akvaryum bölümü ilgisini çekti. Biraz daha büyüdüğünde tekrar gitmek ve girişte bir rehber yardımına başvurmak için not aldık. Ayrıca, içerde trenle gezme imkanı da varmış.
http://www.farukyalcinzoo.com/
4) İstanbul Akvaryum (Florya): Çok dinledik, bizim çocukların çok ilgisini çekmiş. Florya'daki akvaryuma gitmek istiyoruz.
http://www.istanbulakvaryum.com/tr-TR/galeri
1) Rahmi Koç Müzesi: Can mı daha çok beğendi, ben mi bilemiyorum. Ama trenler, uçaklar, vapur, klasik otomobiller, yelkenliler arasında gezmenin o zaman 2 yaşında olan Can'dan 33 yaşında bana kadar herkesi etkileyebileceğini düşünüyorum. Sergi alanlarının büyük kısmı dışarıda olduğu için soğuk havada veya yağmurlu havada gezmek pek keyifli olmayacaktır.
2) Gökmen's Ranch Binicilik Tesisleri: Arkadaşlarımızın kahvaltı daveti için gittiğimiz çiftlikte 3 yaşından üyük çocuklar ata binebiliyorlar veya binicilik dersi alabiliyorlar. Atların yanısıra çeşitli hayvanların bulunduğu kocaman bir çiftlik. Can, onca tavuk, tavşan, keçi, inek, at arasında daha ziyade traktörlerle ilgilendi.
http://www.gocmenranch.com/
3) Faruk Yalçın Hayvanat Bahçesi (Darıca) : Gerçekten düşük beklentiyle gitmiştim. Oysa gerçekten güzel bir hayvanat bahçesiymiş. Can için biraz erken miydi, yoksa o gün konsantrasyon güçlüğü mü çekiyordu bilemiyoruz. Ama bizim gezimiz hayvanat bahçesi yollarında Can önde biz arkada koşarak geçti. Sadece akvaryum bölümü ilgisini çekti. Biraz daha büyüdüğünde tekrar gitmek ve girişte bir rehber yardımına başvurmak için not aldık. Ayrıca, içerde trenle gezme imkanı da varmış.
http://www.farukyalcinzoo.com/
4) İstanbul Akvaryum (Florya): Çok dinledik, bizim çocukların çok ilgisini çekmiş. Florya'daki akvaryuma gitmek istiyoruz.
http://www.istanbulakvaryum.com/tr-TR/galeri
29 Kasım 2012 Perşembe
2. hamilelik üzerine
Diğer taraftan 2. hamilelikle ilgili şimdiye kadar yaşadıklarımda bazı farklılıklar da var. Yine iş seyahatleri derken gün içinde hamilelik aklıma gelmiyor. Yenilik olarak eve geldiğimde de Canla boğuşma, yatak üzerinde zıplama, sonrasında yatak rutini arasında Can'ı yatmaya ikna turları arasında naza veya dinlenmeye vakit yok.
İlk aylar ağır kaldırmamaya dikkat etmiştim ama evde sürekli mücadele veren, kafa tutan, kimi zaman kucağa alınmayı bekleyen 2,5 yaşında bir ufaklık varken onu kaldırmamak mümkün değil. Can'a hamileyken evde bebek Ege ve Mert'i bile kaldırmama izin olmadığı düşünülünce gülünç geliyor.
Şimdiye kadar benden bazı istatistikler:
23. haftaya kadar yaklaşık 3 kilo almışım.
19.haftadan itibaren göbeğimin şahane çıkışıyla iş için hamile pantalonlarıma geçiş yaptım. Evdeki stoklarım hemen ortaya çıktı. İlk hamilelikte yaşadığım ne giyicem krizine girmedim. Diğer taraftan benim için en faydalı hamile kıyafeti "belly belt" ile haftasonunda pantalonlarım ve kotlarım hala benimle.
17. haftanın bitişinden itibaren karnımda çok sık kızımızın hareketlerini hissediyorum. Minik, Zuzucan'a göre çok daha sık hareket ediyor, hatta kıpır kıpır diyebilirim.
Son haftalarda adımımı attığım anda karnıma kramp ağrısına benzer bir ağrı saplanıyor. Doktoruma dalak ağrısına benzer dediğimde gülerek dalağın sağda olmadığını söylemişti. Doktor olunca benzetmeler bile gülünç geliyor olmalı:) Ultrasonda görünürde bir sorun olmamakla birlikte, bazen kısa mesafelerde bile yürüyüşüme ara vermeme neden olabiliyor.
Ne kadar mutlu ve keyifli bir hamilelik geçirilse de vücudun başkalaşması, farklı bir varlığa (ki ben gerçekten bu dönemle birlikte bebek doğduktan sonra da insanüstü bir varlığa dönüştüğüne inanıyorum) dönüşmesi sürecinde bazen şaşkınlıkla bunalım arasında gelip gittiğiniz bir dönem de yaşanıyor. Yani en azından ben yaşamıştım. 2. hamilelikte ise bu değişim, zaten beklediğiniz bir gelişme olduğu için bu aşamayı atladığımı düşünüyorum.
İçsel yaşananlar bir tarafa, çevrenizdekilerin tepkisi de, ilgisi de 2. hamilelikte daha farklı. Hani şimdiye kadar benim hamileliğe vaktim olmaması yetmiyormuş gibi aile efradı dahil herkesin hamileliğiniz dışında konuşacak konuları biraraya toplanmış gibi. Tabi evdeki bücürün nasıl olduğu, uyuması, yemeği, her gün söyledikleri şu an daha çok ilgi topluyor. İlk hamilelikte sanki dünyadaki tek hamile bendim de, ikincide sanki her gün hamile kalıyormuşum gibi bir algı mı oluşuyor acaba?
İlk hamilelikte konuşulan konular belli: bebeğin ismi ne olacak, yatağı, odası nasıl olacak, bebek şekeri, alınacaklar listesi, markaları, puset krizi.... vs derken akşamları dolduracak ve araştırılacak pek çok konu vardı. Hele oda ve puset seçimi için epey bir akşam saatlerimizi harcamıştık. Şimdi ise bu konulara hazır olduğumuz için evde alternatifler mevcut veya araştırmadan neye ihtiyacımız olduğunun farkında olarak hemen tamamlayabileceğimi düşünüyorum. Oda konusunda ise Can'ın odasına ve eşyalarına hiç dokunmamaya karar verdik. Her ne kadar büyüdüğü için ona daha güzel seçenekler sunacak olsak da, doğum sonrası onun hayatında olacak değişiklikler arasında bir de odasında değişikliklerle bunaltmak istemiyoruz.
İlk hamilelikte okunulan kitaplar, hamilelik üzerine veya bebek bakımı üzerineyken şu sıralar büyüyen çocukla iletişim, kardeş fikrine alıştırma ve sonrasıyla ilgili kafa yoruyorum. Hatta ailecek ilk konuştuğumuz konu Can'a minik bir kardeşi olacağı nasıl söylenecek oldu. Bu konuda son olarak bir pedagoga danışmaya karar verdik. Şimdilik kardeş konusunu işleyen hikaye kitapları okumakla yetiniyoruz.
Birinci veya ikinci.... Hamilelik keyifli bir süreç ve bu arada minik yine zıplıyor...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
